8 Aralık 2011 Perşembe

Şike Yasası kabul, ama 'başkan'a bye!

“Cumhurbaşkanı Gül’ün “Şike Yasası”nı Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini sananlar- yanılıyorsunuz!
Cumhurbaşkanı, bu kez imzayı atıp yasanın uygulanmasına izin verecek.
İlkinde geri göndermesiyle; üstüne düşeni yapmış oldu. Uyarısını yaptı.”
Cümleler Ankara’nın dikkat çeken kuşlarından birine ait. Yasanın özellikle Aziz Yıldırım’ın işine yarayacağını düşünenler için ise Aziz ‘başkana’ ayrı bir tavır oluştuğunu söyleyebilirim.
Ankara kuşlarının dilinden; ‘Aziz Yıldırım ve mafya’ aşağı yukarı aynı tonda dökülüveriyor. Mafyanın her türlü yapılanması konusunda sıfır toleransı olan yetkililer, Yıldırım’a rahat nefes aldıracağa benzemiyor.
Şikesiz ya da şikeli Aziz Yıldırım için Fenerbahçe başkanlığı ve futbol kesinlikle the end!.

***

‘Kör tuttuğunu Hareme misali…’

Muhteşem Yüzyıl’ı izliyorum. Hürrem, garibim kendini nereye atsa çare yok. O’nun başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiş!...
Sefere katılsa böyle eziyet çekmez…
Azar azar ölüyor her gün .
Süleyman desen- ehl-i keyf… Bir beyni çalışırken ötekinden ses gelmiyor.
İzlerken sıkıntıdan fenalık geldi. Osmanlı şehzadelerinin hangi annesi böyle zulüm gördü bilmiyorum.
Bunları düşünürken ise bir haber uzaklardan çıkıverdi. Okyanus ötesi ayar!.. O da, Süleyman’a bozulmuş. Bu zulme dayanamamış artık. ‘Hürrem’in ilacı okyanus ötelerinde’ derken rüyaya dalmışım.
Yüzyıllar öncesinde buldum kendimi. Karşımda Hürrem; “sen de kimsin” dedi. Kendimi anlatıp elimdeki telefonla beraberce okyanus ötesini aradık.
Telefondan gelen ses ani ve kızgındı.
-Kızım bu ne terbiyesizlik, bu nasıl Harem?
-Eveet. Ben de söylüyorum. Ben dururken Süleyman, O kadınla görüşüyor.
-Süleyman’a söyle, uçkur seferlerinden başka bir şey konuşmuyoruz!
-Siz bir zehir yapsanız?
-Tövbe tövbe!
-Olmaz mı?
-hadi kızım sen bu işlerin peşini bırak! Dekolteni de yukarı çek biraz!
Hürrem’in çenesi açılmadan telefonu elinden kapıp oradan uzaklaşacaktım, Süleyman girdi kapıdan. Beni de Harem’e almaya karar verecekti ki; uyandım.
Okyanus Ötesinin bu popüler konu seçimleriyle gündemde kalması ve her an elim üzerinizde hissi Hürrem’e ilaç mı yoksa zulüm müdür? Bilmiyorum.
Siz düşünün.

***

DEDEMİN İNSANLARI

Kime sorsam; ‘yo ben o kadar ağlamadım’ diyor. Bir ben hüngür şakır ağlamışım anlaşılan; ‘Dedemin İnsanları’nda..
Köklerimiz Selanik’den. Mübadeleyi derin acılarla yaşamış bir aileden geliyorum. Çağan Irmak’ın dedesinin evinde konuşulanlar, benim dedemin evindekinden çok farklı değildi. Acılar, o kadar büyüktü ki; kuşak kuşak atlasa da bir yerden yakalıyor.
Şaşırmadım. Toprağından koparılmanın acısı silinse de çıkmıyor. Kuşak kuşak nüfuz ediyor.
Bizimkiler; Atlar, eşekler, at arabalarıyla uzun bir kuyruk halinde Edirne’yi durak yapmışlar.
O sırada yaşananların bir kısmını Hemingway’in kitabında gördüğümde şok geçirmiştim. Zorunlu göçü okurken sanki kalemiyle kalbimi çizmişti.

Çağan Irmak’ı tebrik ediyorum. Böyle bir filmi bu kadar içten yazdığı ve çektiği için. Bana göre mesaj kaygısız sıcak bir hikaye çıkardığı için, her sahnede oradan oraya koşturup filmi kurtarmaya çalışanlar yerine özgüvenli bir film yaptığı için. Ayrıca Nuri Bilge Ceylan kadar sıkıcı olmadığı için…

***

DOLMUŞ AİR
Hafta sonu Kıbrıs’daydım. Çok verimli aynı zamanda da dinlendiğim iki gündü. Özellikle son gün gittim park muhteşemdi. İçinde onlarca kuş çeşidi, köpekler, tavuklar ne ararsanız var. Dönüşe kadar her şey bitmeyen şarkı gibi ahenk içindeyken rüya Atlas Jet uçağında biti.
Çok uzun anlatmaya gerek yok. Ama bildiğiniz uçan dolmuşla geldim.
Tek eksiği Recep İvedik’ti!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder